Bir önceki yazımda yine 2000’li yıllardan bir örnekle girizgâh yapmıştım. Neden mi? Çünkü o yılların futbolu henüz erozyona uğramamıştı. Oyun keyfi vardı; geniş ve karakteri olan formalar, kısa konçlar, “akıllı” olmayan statlar, seyirci değil taraftar olan taraftarlar… Özellikle derbi maçları öncesinde sabahlara kadar beklenen bilet kuyrukları, futbolun sadece futbol olmadığını bize hatırlatan anlardı.
Yukarıda verdiğim tüm bu örnekler, taraftarların armaya olan aidiyetine çok daha fazla anlam yüklüyordu. Stadı hınca hınç dolduranların, forma altındaki isimlere bağlılığı da bugüne kıyasla çok daha güçlüydü.
Gelin, o dönemden bir futbol hikâyesine değinelim.
Ne olmuştu?
Uzun yıllar Beşiktaş forması giyen, 100. yılda Beşiktaş’ın şampiyonluk golünün asistini yapan Tümer Metin’in, ezeli rakip Fenerbahçe’ye transferi…
Ercan Taner’in hâlâ kulaklarımızda olan “Tümer–Sergen, Sergen–Tümer” tiradıyla anılan o dönemden sonra, Beşiktaş taraftarı eski kaptanları için anlamlı bir beste yazmıştı:
Gitsen ne fark eder
Kalsan ne fark eder
Aldığın dolarlar elbet bir gün biter
Beşiktaş Çarşısı erkeğe küfreder
İşte sen bu kadar zavallısın Tümer
Bu beste, İnönü Stadı’nın kapalı tribünlerinde yıllarca yankılandı. Tümer Metin ise yıllar sonra bu besteyle ilgili, “Güzel besteydi, hem o güne hem de bugüne damga vurmuştu” demişti. Sanırım Türk futbol tarihinde küfürsüz yapılmış en ağır beste buydu.
Günümüze geldiğimizde…
Endüstriyel futbol, neredeyse hiçbir anlamda bizim “futbol” olarak tanımladığımız, hissettiğimiz oyunla örtüşmüyor. Futbolcular için bu bir para kazanma meselesi; renklerin, armaların çoğu zaman hiçbir anlam ifade etmediği bir düzen. Seyirci içinse sadece bir sosyal aktivite.
Cenk Tosun’da Tümer abisinin izinden gitmişti.
Ama ne olursa olsun!
Seni bu kadar seven, şampiyonluklar ve başarılar yaşadığın Beşiktaş’tan sonra Fenerbahçe’ye hamle oyuncusu olarak gitmek doğru muydu Cenk Tosun? Ne için gittin?
Önünde Džeko varken, üstüne dönemin en pahalı Fenerbahçe transferi En-Nesyri alınmışken, üçüncü santrfor olmayı mı göze aldın?
Mesele Mourinho’yla çalışmak mıydı?
Para mıydı?
Yoksa gerçekten Beşiktaşlı değil miydin?
Söyle.
29 maça çıkıp sadece 2 gol atabilmek için mi bıraktın armayı, seni bu kadar seven taraftarı?
Neden gittin, açıkla.
Milyonlarca taraftara borçlusun bunu.
Ait olmadığın kulüp tarafından önce kadro dışı bırakıldın, şimdi ise sözleşmen feshedildi. Kasımpaşa ile anlaştın. Değdi mi, söyle? Yoksa Kasımpaşa mı daha fazla para verdi ya da Mourinho ile mi anlaştı paşa?
Siyah-beyazlı tribünler, camiasız kaldığını söyledi. Bunu da açıkla. Gerçekten öyle mi? Yoksa arkanda koskoca bir sarı lacivertli camia mı var?
Tümer Metin’in yolunu seçtin ama yolun sonunu getiremedin. Zaten Benfica’ya attığın o harika gol için de hâlâ “ofsayt” diyenler var…
