Yıllar yılı Baas Rejiminin baskısı ve ardından da kardeşin kardeşi vurduğu bir iklimle yaşamak zorunda kalan Suriye’de artık bir şeyler değişiyor.
Ahmed El Şara ve yakın çalışma ekibi, ülkenin coğrafik ve demografik yapısını çok iyi analiz ettiklerini sahada net bir biçimde gösteriyor.
Ülke genelinde aşiretlerin neredeyse tamamının desteğini alan Şam Yönetimi, ABD’nin arabuluculuğunda, Paris’te gerçekleşen İsrail görüşmesinin ardından düğmeye bastı ve tüm uyarılarına rağmen bir türlü Fırat’ın Doğusuna çekilmeyen terör örgütü YPG’yi kritik noktalardan söküp attı.
Tabi SDG/YPG yine klasik harekat tarzını benimsedi ve önce altına imza attığı metine sonradan uymamaya başladı.
Ama artık karşısında, “ABD ve İsrail ne yapar?” diye düşünüp, o nedenle hareketsiz kalan bir Suriye Yönetimi değil, ABD ve İsrail’le bazı konularda anlaşan ve ardından hiç beklemeden harekete geçen daha pragmatik bir Suriye Yönetimi var.
SDG/YPG yöneticileri bu yeni durumu okumayı bir türlü beceremedi.
Sonunda olan da evlerinden yurtlarından çeşitli yalanlarla koparılıp getirilen, aslında neye hizmet ettiklerini hala bilmeyen, hayatın gerçekleri yerine ideolojik prangalarına tutunan Kürt gençlerine oldu.
Bir önceki yazımda şöyle bir ifade kullanmıştım; Hem sahadaki gerçeklik hem de bölgesel kararlılık, bu yapıların üzerinden, çok da uzak olmayan bir gelecekte silindir gibi geçecektir…
Görünen aynen öyle de oldu.
Tarih bir kez daha tekerrür etti.
Yanlış hesap bu kez Bağdat’tan değil, Şam’dan döndü…
*****
Suriye’de son günlerde yaşanan gelişmeler, sahadaki güç dengelerinin yeniden şekillendiğini bir kez daha gösteriyor.
Yıllardır “geçici” denilerek meşrulaştırılmaya çalışılan yapıların kalıcı hale getirilmek istendiği bu coğrafyada artık gerçeklerle yüzleşmenin zamanı geldi.
Türkiye açısından mesele son derece nettir: Güney sınırlarımızda bir terör koridoruna asla izin verilemez…
Bu, bir tercih değil; doğrudan ulusal güvenlik meselesidir.
SDG adı altında parlatılmaya çalışılan, omurgasını YPG’nin oluşturduğu yapı, kim ne derse desin PKK’nın Suriye uzantısıdır.
İsimler değişse de niyet değişmemektedir.
Bugün Suriye Ordusu’nun sahada attığı adımlar, yalnızca bir askeri harekat değil; ülkenin toprak bütünlüğünü yeniden tesis etme çabasıdır.
*****
Yıllardır yabancı aktörlerin vekil güçler üzerinden dizayn etmeye çalıştığı Suriye coğrafyasında, merkezi otoritenin yeniden inisiyatif alması bölgesel istikrar açısından da önemlidir.
Türkiye’nin bu noktadaki yaklaşımı ilkeseldir: Suriye’nin birliği, Türkiye’nin güvenliğidir.
Batı’nın “müttefik” diyerek silahlandırdığı SDG/YPG unsurlarının, DEAŞ’la mücadele bahanesiyle nasıl bir alan hakimiyeti kurduğu herkesin malumudur.
Bu yapıların bölge halkına huzur getirmediği, aksine etnik gerilimleri derinleştirdiği de sahadan gelen verilerle sabittir.
Silah zoruyla kurulan düzenin kalıcı olamayacağı, Suriye’de yaşanan son gelişmelerle bir kez daha görülmektedir.
Türkiye, başından bu yana Suriye krizinde en ağır bedeli ödeyen ülkelerden biri olmuştur.
Milyonlarca sığınmacıya kapısını açmış, sınır güvenliğini tek başına sağlamış, terör tehdidiyle doğrudan yüzleşmiştir.
Buna rağmen uluslararası kamuoyunda Ankara’ya hala “sabırlı ol” telkini yapılması, en hafif tabiriyle gerçeklikten kopuştur.
Bugün gelinen noktada Türkiye’nin tezleri sahada karşılık bulmaktadır.
Terör örgütlerinin hamiliğini yapanların değil, bölge halkının iradesini ve devletlerin egemenliğini savunanların kazanacağı bir sürece girilmiştir.
Suriye Ordusu’nun operasyonları da bu açıdan okunmalıdır, bunlar “geç kalmış ama gerekli” adımlardır.
Unutulmamalıdır ki; Türkiye sınırlarının hemen ötesinde kurulmak istenen her gayrimeşru yapı, doğrudan Ankara’yı hedef almaktadır.
Türkiye de buna kayıtsız kalmayacağını defalarca göstermiştir.
Bugün yapılan, dün söylenenlerin sahaya yansımasından başka bir şey değildir.
Tarih, terör örgütleriyle kurulan geçici ittifakları değil; devlet aklını ve meşru güvenlik reflekslerini haklı çıkarır.
Suriye’de yaşananlar da bu gerçeğin son örneğidir…
frkdmrl.fd@gmail.com
