Vücudun kanserlerle mücadele etme biçimini kullanarak yeni bir ilaç geliştirmek mümkün olabilir. ABD’de yürütülen ön araştırmalar, bağışıklık sisteminin bazı kanser türlerini doğal olarak baskılayabildiğini ve bu mekanizmanın tedaviye dönüştürülebileceğini ortaya koydu.
Çoğu kanser tedavi edilmediğinde büyür, yayılır ve ölümcül sonuçlara yol açar. Ancak bazı kanser türleri kendiliğinden kaybolur ya da hiç ilerlemez. Bu tümörler vücutta zararsız bir şekilde kalır ve semptoma neden olmaz. Bu durum, yıllardır kabul edilen geleneksel kanser anlayışıyla çelişiyor.
Zararsız tümörlerden ilham alan bir araştırma
Kariyerinin büyük bölümünü Duke Üniversitesi’nde kanser araştırmalarına adayan Dr. Edward Patz, uzun süredir ilerlemeyen ve hastaya zarar vermeyen kanser türlerine odaklandı. Bu tümörlerin, ilaç geliştirme açısından önemli ipuçları taşıyabileceğini düşündü.
Yıllar süren çalışmalar sonucunda ortaya çıkan deneysel ilaç, şu ana kadar yalnızca sınırlı sayıda akciğer kanseri hastasında test edildi. Elde edilen sonuçlar umut verici olsa da, bilim insanları daha geniş ve sıkı klinik çalışmalar yapılmadan kesin yargılara varılamayacağını vurguluyor.
Bu süreç, Patz’ın deneysel ilacı yeni bir tedavi yaklaşımına dönüştürme hedefiyle Grid Therapeutics adlı şirketi kurmasına da zemin hazırladı.
Bilim dünyasından temkinli iyimserlik
Çalışmada yer almayan bazı uzmanlar da araştırmaya ilgiyle yaklaşıyor. Yale Üniversitesi’nde tıbbi onkoloji şefi ve akciğer kanseri uzmanı olan Dr. Roy Herbst, henüz çok erken bir aşamada olunduğunu ancak konseptin dikkat çekici olduğunu belirtiyor.
Dana-Farber Kanser Enstitüsü’nde göğüs onkolojisi şefi Dr. David Barbie ise umutlu olmakla birlikte, bu yaklaşımın tümörleri durdurduğunu ya da yok ettiğini kesin olarak kanıtlamanın uzun zaman alacağını ifade ediyor.
Patz’ın temel sorusu: Bazı kanserler neden saldırgan değil
Dr. Patz’ın bu alandaki arayışı on yıllar önce başladı. Benzer görünen kanserlerin, patolojik ve genetik incelemelere rağmen neden farklı davrandığını anlamaya çalıştı. Bazı tümörler yavaş seyrederken bazıları son derece saldırgan oluyordu.
Bu soruya yanıt bulmak için 25 yıl boyunca yeni teşhis konmuş akciğer kanseri hastalarından tümör dokusu ve kan örnekleri toplandı. Hangi hastaların hızla kötüleştiği, hangilerinin daha iyi seyrettiği ayrıntılı biçimde kaydedildi.
Başlangıçta tümörlerde ayırt edici genler veya kana karışan özel proteinler araştırıldı ancak belirgin bir sonuca ulaşılamadı. Bunun üzerine ekip, hastaların serumlarında bağışıklık sisteminin kanser hücrelerine karşı verdiği tepkinin izlerini aramaya yöneldi.
GT103 antikorunun keşfi
Araştırmalar sırasında GT103 adı verilen bir antikor dikkat çekti. Yüzlerce hastanın serumları incelendiğinde, GT103’ün varlığının özellikle erken evre akciğer kanseri hastalarında daha iyi bir seyirle ilişkili olabileceği görüldü.
GT103 antikoru, kanser hücrelerinin bağışıklık sisteminden kaçmak için kullandığı complement factor H adlı moleküler kalkanı devre dışı bırakabiliyor. Bu kalkan etkisiz hale geldiğinde, bağışıklık sisteminin belirli bir kolu kanser hücrelerini öldürebiliyor.
Laboratuvardan klinik denemeye uzanan yol
Bir sonraki aşama, GT103’ün tedavi amacıyla kullanılabilmesi için büyük miktarlarda üretilmesiydi. Antikor, Duke İnsan Aşı Enstitüsü’nden Barton Haynes tarafından sağlandı. Hayvan deneylerinde olumlu sonuçlar alındıktan sonra Patz, Duke Üniversitesi’nden ayrılarak kendi şirketini kurdu.
Şirket, yalnızca güvenliğin değerlendirildiği ilk aşama klinik denemelere akciğer kanseri hastalarıyla başladı.
İlk klinik denemelerin sonuçları
Çalışma, Wayne State Üniversitesi’nden Dr. Hirva Mamdani, OhioHealth’ten Dr. George Simon ve Duke ile Florida’daki Moffitt Kanser Merkezi’nden araştırmacılar tarafından yürütüldü. Standart tedavilere yanıt vermemiş 31 akciğer kanseri hastası çalışmaya dahil edildi.
Tümörlerde belirgin bir küçülme görülmedi ancak çoğunda büyümenin geçici olarak durduğu gözlendi. Dr. Simon, bu tedaviyi artık başka seçeneği kalmamış bir hastaya uyguladığını ve tümör büyümesinin dokuz ila on ay boyunca durduğunu aktardı.
Bu aşamadan sonra GT103, pembrolizumab adlı immünoterapi ilacıyla birlikte kullanılmaya başlandı. Araştırmacılar, iki ilacın bağışıklık sistemini farklı yönlerden destekleyerek birbirini tamamlamasını umuyordu.
Beklentiler, Soru İşaretleri ve Çarpıcı Bir Vaka
Dr. Patz’a göre GT103, tüm kanser hücrelerini yok etmeyebilir. Bu nedenle ikinci ilacın bağışıklık sistemini kalan hücrelere karşı eğitmesi hedefleniyor. Ancak sonuçların netleşmesi için henüz erken.
Çoğu hastada tümörler bir süre stabil kaldı, bazı vakalarda ise yeniden büyüme görüldü. Araştırmacılar, görüntüleme sonuçlarının her zaman gerçek tümör büyümesini yansıtmayabileceğine dikkat çekiyor. Bazı durumlarda tümör çevresindeki iltihaplanma, büyüme varmış gibi bir izlenim yaratabiliyor.
Buna karşın, Mamdani’nin takip ettiği bir hastada tümör tamamen ortadan kayboldu. İki yıldır yapılan taramalarda hastalığa dair hiçbir belirtiye rastlanmadı ve hasta artık tedavi almıyor.
Araştırmacılara göre şimdi yapılması gereken, antikoru almayan bir kontrol grubunun da yer aldığı, yüzlerce hastayı kapsayan daha büyük klinik çalışmalar. Ancak bu sonuçlar bile, bağışıklık sisteminin kanser tedavisinde ne kadar güçlü bir potansiyele sahip olabileceğini göstermeye yetiyor.
