Ana Sayfa Arama Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

1. Prometheus Örgütü: Validov

İdil Nehri ile Ural dağları arasında yer alan Başkurdistan, Rus

İdil Nehri ile Ural dağları arasında yer alan Başkurdistan, Rus Çarlığının işgal ettiği Türk Devletlerinden biridir. Çarlık rejimi, Başkurdistan’da yüzyıllar boyu asimilasyon uygulamış; bölgede yaşayan Türkleri, Ruslaştırma ve Ortodokslaştırma siyaseti gütmüştür.

Türkler zaman zaman ayaklansa da, çok şiddetli ve kanlı şekilde bastırılmışlardır.

*

Validov, Başkurdistan’ın o tarihlerde ilçe olan İşembay şehrine bağlı Kuzen köyünde 10 Aralık 1890 tarihinde doğdu.

Ataları, Başkurt ordusunda Ruslara karşı birçok savaşa katılmıştı.

Annesi, babası ve akrabaları milli ve dini konulara duyarlı, kültürlü insanlardı.

Validov, beş – altı yaşlarından itibaren, babası Ahmet Şah’tan Arapça, annesi Ümmül Hayat’tan Farsça öğrenmeye başladı.

Babası Ahmet Şah, Rusça bilmediği için askerlik döneminde çok büyük sıkıntılar çekmişti. Bu nedenle oğlunun Rusça öğrenmesine büyük önem verdi; özel hocalar tutarak, henüz çocuk yaştayken Rusça öğrenmesini sağladı.

Anadili Türkçe olan Validov, Arapça, Farsça ve Rusçayı çok kısa sürede öğrenmesinin faydasını sonraki yıllarda fazlasıyla gördü. Bu durum onun ileride daha başka diller öğrenmesine de yol açtı.

Ailesi, akrabaları ve yakın çevresinin etkisi ile küçük yaşlardan itibaren, İslamiyet’e ve Türk milliyetçiliğine sempati duydu.

11 yaşına geldiğinde, dayısı Satlıkoğlu Habib Neccar’ın medresesinde eğitim görmeye başladı.

Okumayı çok seviyordu. Babasının, dayısının, akrabalarının kitaplarını okudu.

Çevre ilçelerden ve şehirlerden ziyarete gelenler, yanlarında kitap getirmeyi adet edinmişti.  Validov o kitapları da okudu. Köyünde kütüphane kurdu, 18 yaşına kadar köyünden dışarı çıkmadı, yerli ve yabancı eserler okuyarak kendisini geliştirdi.

Türk tarihi, Türk lehçeleri, İslam tarihi, İslam edebiyatı ve İslamiyet’in çeşitli kollarına yönelik kitapları okumaya özellikle ağırlık veriyordu.

İsmini duyduğu ancak bir türlü elde edemediği kitapların Beyrut, İstanbul gibi büyük şehirlerin kütüphanelerinde olduğunu öğrenince, bu şehirlere gitmeyi hayal etmeye başladı.

Kahire, İstanbul, Beyrut gibi büyük şehirlere giderse hem o kitapları okuyabilir hem de yüksek öğrenim yapabilirdi.

İşte bu düşüncelerle, tahsil yapmak isteği ile 1908 yılında, henüz 18 yaşındayken, evden kaçtı. Önce Astrahan’a daha sonra da Kazan’a giderek Türk tarihi ve İslam tarihi ile ilgili okumalar ve araştırmalar yapmaya başladı.

Bir yandan okurken diğer yandan bulduğu işlerde çalışıyor, yurt dışına çıkma imkânlarını araştırıyordu.

Astrahan ve Kazan’da bulunduğu sırada, bölgenin ileri gelen Türklerinin dikkatini çekti, onlardan ilgi gördü.

Astrahan ve Kazan’da Fransızca, Almanca, Latince dersleri almaya başladı. Liseye yazıldı. Bulabildiği işlerde çalışmaya devam ediyordu.

Kazan’da tanıştığı Türkler, eğer kendisini geliştirmek ve yükseköğretim görmek istiyorsa, bunun için Kazan şehrinin çok uygun bir yer olduğunu söylüyorlardı. Aradığı kitaplar ve imkânlar burada fazlası ile vardı. Okumak için yurt dışına gitmesine gerek yoktu.

Bazı Türkler, eğitimli ve iyi ahlaklı olan bu genci kendi kızları ile evlendirmek istedi. Validov evlenmek istemedi. Öncelikle okuyacak, kendisini yetiştirecekti.

Yapılan telkinler üzerine, Kazan’da kalmaya ikna oldu. Burada, Türk milliyetçileri ile yakınlaştı. Onların gazete ve dergi çıkartma faaliyetlerine katıldı. Böylece, makale yazmayı, yayıncılık işlerinin teknik ayrıntılarını öğrenmeye başladı.

Kazan üniversitesine giderek, misafir öğrenci sıfatı ile Türk tarihi konulu dersleri takip etmeye başladı. Bu arada İslami konulardan yavaş yavaş uzaklaşmış, Türk tarihi ile daha yoğun olarak ilgilenmeye başlamıştı.

Lise öğrenimini de ara vermeksizin sürdürüyor, aynı zamanda bulduğu ufak tefek işlerde çalışarak hayatını sürdürüyordu.

Kazan üniversitesinde ders veren, dönemin dünyaca tanınmış Türkologları, Profesör Nikolay Aşmarin ve Profesör Nikolay Katanov ile tanıştı.

Profesör Aşmarin, Çuvaş Türklerindendi; Profesör Katanov ise Altay bölgesi Sagay Türklerindendi.

Bu iki profesörün ricası üzerine Validov, onların ders notlarını ve araştırmalarını düzeltmeye, değişik dillere tercüme etmeye başladı. Bu arada Kazan üniversitesindeki derslere dinleyici olarak katılmaya devam ediyordu.

Fransızca, Almanca, Latince derslerinde artık belirli bir seviyeye yükselmişti.

İlk kitabını yazmaya da bu günlerde başladı.

Türk ve Tatar Tarihi ismini verdiği ilk eseri 1911 yılında yayınlandı.

Aslında kitabın ismini “Türk Tarihi” koymuştu. Ancak dönemin sansür şartları gereğince “Türk ve Tatar Tarihi” ismi ile yayınlatması gerekti.

Kitabı çıkınca, büyük ilgi ve özellikle Türkoloji çevrelerinde olağanüstü beğeni gördü.

Eserinin takdir nişanesi olarak, Kazan Üniversitesi Arkeoloji ve Tarih Cemiyeti’ne üye kabul edildi, düzenlenen bir merasimle Validov’a sertifika verildi.

Kazan Üniversitesi Arkeoloji ve Tarih Cemiyeti toplantısında bir tebliğde bulunan Profesör Katanov, Türk tarihi konusunda araştırmalarda bulunmak, yazılı kaynaklar ve vesikalar aramak için Validov’un Özbekistan’ın Fergana şehrine gönderilmesi teklifinde bulundu.

Teklif, Cemiyet tarafından olumlu karşıladı ve oybirliği ile kabul edildi.

Geçinebilmek için bu günlerde Kasımiye medresesinde ders vermekte olan Validov bir yandan da lise bitirme sınavlarına hazırlanıyordu.

Medresede verdiği derslerden ve lise bitirme sınavlarından kendisini alıkoyacak olan bu görevi memnuniyetle kabul etti.

Özbekistan’ın başkenti Taşkent’e giderek araştırmalara başladı. Ardından Fergana, Semerkant ve Buhara şehirlerini gezerek araştırmalar yaptı.

Türklerin önemli şehirlerinden olan Taşkent, Fergana, Semerkant ve Buhara’da yazma eserleri, bazı şahısların evlerinde sakladığı özel vesikaları, vakıf belgelerini, bazı dini müesseselerin varidat listelerinde önem arz eden kayıtları toplamayı başarmış, meçhul kalmış birçok eser keşfetmişti.

Çalışmasında elde ettiği bilgiler, Rusya Arkeoloji Cemiyeti’nin Şark Şubesi tarafından yayınlandı, elde edilen sonuçlar Rusya’da ve Avrupa ülkelerinde büyük ses getirdi.

Osmanlı İmparatorluğu’nun Başkenti İstanbul’da yayınlanan Türk Yurdu mecmuasında bile Validov’un araştırması ve elde ettiği bilgiler hakkında haberler yapıldı.

Validov’un Orta Asya’da yaptığı çalışmalar ve elde ettiği başarılı sonuçlar, Rusya İlimler Akademisi üyelerinin de dikkatini çekti.

Rusya İlimler Akademisi üyesi ve Türkoloji bilimin kurucusu olan ünlü dilbilimci Vasili Radloff, araştırma sonuçlarını çok başarılı bulmuştu.

Rusya İlimler Akademisi’nin önde gelen üyelerinden Profesör Wilhelm Barthold ve Carl Saleman da araştırma sonuçları ile yakından ilgilendiler.

Bu üç dilbilimcinin tavsiyesi üzerine Rusya İlimler Akademisi tarafından Validov’a bir mektup gönderilerek, “Rusya İlimler Akademisi” ile “Beynelmilel Orta Asya Tetkik Cemiyeti” adına Orta Asya’da daha geniş tetkiklerde bulunması için başkent Petersburg’a davet edildi.

Kazan Arkeoloji ve Tarih Cemiyetine durumu ileten Validov, Petersburg’a geleceğini bildirerek, davet mektubuna yanıt verdi.

Başkent Petersburg’a giden Validov, Rusya İlimler Akademisi tarafından, ilmi araştırmalar yapması için tekrar Türkistan’a gönderildi.

Rusya İlimler Akademisi ile Rusya İmparatorluğu Arkeoloji ve Coğrafya Cemiyetlerinin resmi memuru olarak yeniden bölgeye giden Validov, Orta Asya’da elyazması kitapları, belgeleri, kitabeleri araştırmaya başladı.

*

Validov’un çalışma sistemine şimdi biraz daha yakından bakalım.

Yazı dizimizin sonraki bölümlerinde yer alacak olan Prometheus örgütlenmesini daha iyi kavramak için burada anlatacaklarımı hafızanıza iyice kaydetmeniz gerekiyor.

Henüz liseyi bile bitirmemiş olan Validov araştırmalar yapmak üzere iki defa Orta Asya’ya gitti. Türk tarihine meraklı ve çok yetenekli bir gençti.

Rus Çar’ının resmi memuru sıfatı ile görev yapıyordu.

Dolayısı ile gittiği bölgede Rusya’nın bölge valisi tarafından karşılanıyordu.

Daha sonra araştırma yapmak üzere şehirlere, kasabalara, köylere gidiyordu. Ancak köylüler onun ne için geldiğini bilmiyordu.

Türklerin yaşadığı şehir, kasaba ve köylere o güne kadar Çar memurları sadece gençleri askere almak ve vergi toplamak için gitmişti.

O nedenle Validov’u gören halk korkuyor ve soğuk davranıyordu. Ancak bir müddet konuştuktan sonra onun Müslüman bir Türk olduğunu, tarih araştırması yapmak üzere geldiğini anlıyorlardı.

Validov, onlara ilk olarak hangi Türk boyundan olduklarını soruyor. Aldığı cevap üzerine, soylarının kimlere dayadığını anlatıyor, şecerelerini sayıyor, aileden kimlerin şeyh olduğunu, dedelerinin Ruslara karşı yapılan hangi savaşta, hangi tarihte öldüğüne varıncaya kadar her şeyi anlatıyordu.

Köylüler onu dikkatle dinliyordu. Anlattıklarının sadece küçük bir kısmını biliyorlardı.

Validov sadece tarih sahasında değil, dini konularda da bilgiliydi; Kur’an’dan ayetler, Mevlana’dan Yunus Emre’den şiirler okuyor, İslam büyükleri hakkında bilgiler veriyordu.

Bunun üzerine köylüler ona ısınıyor, evlerine davet ediyor, medreselerde, camilerde gizlenen, sağda solda gömülü olan belgeleri, yazma kitapları getiriyorlardı. Daha sonra da hiç kimsenin bilmediği türbelere, anıtlara götürüyorlardı. Validov buralardaki kitabeleri, mezar taşlarını okuyor ve not alıyordu.

Tekrar evlere dönülüyor, sabahlara kadar süren sohbetler yapılıyordu.

Olay bununla da kalmıyordu. Sonraki aşamada nereye gitmesi gerektiğini, kimlerle görüşmesinin faydalı olacağını anlatıyorlardı.

Validov gittiği yerlerde şeyhlere, aşiret liderlerine, medrese hocalarına misafir oluyor, koyun kesilerek karşılanıyor, gün ışığı görmemiş tarihi belgeler, yazma kitaplar önüne seriliyordu.

Çevredeki mezarlara, kitabelere götürülüyor Orta Asya tarihi hakkında gizli saklı ne varsa görmesi sağlanıyordu.

Validov bu sayede Taşkent, Fergana, Semerkant ve Buhara şehirlerindeki birçok yazma eseri inceledi. Yüz yılardır evlerde, medreselerde, camilerde saklanan özel vesikaları gördü. Türk tarihi bakımından çok önemli olan vesikalara ulaştı. Tarikatların gizlediği kayıtları, kıyıda köşede gizli kalmış kitabelerdeki yazıları, Türk boylarının tarihine dair belgeleri topladı.

Hepsinden öte, ömür boyu sürecek olan dostlar kazandı; ömür boyu sürecek sağlam irtibatlar kurdu.

Öyle ki, araştırmalarını bitirip Başkent Petersburg’a döndüğünde bile, çok sayıda yazma eser ve belge, incelmesi için adresine gönderiliyordu.

*

Burada duruyor ve tekrar ediyorum; yazı dizimizde anlatacağım Prometheus örgütlenmesini daha iyi kavramak için son yazdıklarımı hafızanıza iyice kaydetmeniz gerekiyor.

Validov, iki defa Orta Asya’ya gitmiş, nerede ise tüm bölgeyi karış karış gezmiş, aşiret ve tarikat liderleri ile birebir görüşmüş, bilgisi ile onların güvenini kazanmıştır.

Bölge halkı Müslüman Türklerdir, bölgenin ileri gelen aşiret ve tarikat önderleri, Hıristiyan Ortodoks olan Rusların tahakkümünden kurtulmak için yanıp tutuşmaktadır.

Foto: Ahmad Zaki Validov (Ord. Prof. Zeki Velidi Togan)

 

 

İlhami Yangın