Gazze’de yaşananlar artık “çatışma” kelimesiyle geçiştirilemeyecek kadar ağırdır. Ortada, açık bir insani kriz, derin bir hukuk ihlali ve uluslararası sistemin sessizliği vardır. Sivillerin hedef alındığı, yardımların engellendiği ve şehirlerin haritadan silindiği bir tabloyu normalleştirmek, bu suça ortak olmaktır.
Bugün Gazze, yalnızca Orta Doğu’nun değil, küresel vicdanın merkezindedir. Ateşkes çağrıları yapılmakta, diplomatik cümleler kurulmakta; ancak sahada yaşanan gerçek değişmemektedir. Çünkü mesele niyet değil, irade meselesidir. Uluslararası toplum, hukuku işletme iradesini ortaya koyamamaktadır.
Türkiye bu noktada açık ve nettir. Türkiye, Gazze meselesinde tarafsızlık perdesine sığınanlardan değildir. Ankara, sivillerin hedef alınmasını açıkça reddeden, insani yardımların önünün açılmasını talep eden ve uluslararası hukuku hatırlatan bir çizgide durmaktadır. Bu duruş, konjonktürel değil; ilkeseldir.
Sıkça gündeme gelen “barış gücü” tartışmaları da bu ilkesel yaklaşımın bir uzantısıdır. Ancak burada altı çizilmesi gereken bir gerçek vardır: Barış gücü, siyasi irade ve hukuki meşruiyet olmadan barış getirmez. Aksine, belirsiz yetkilerle sahaya inen güçler, çatışmanın yeni bir parçası haline gelir.
Bu bağlamda Türk Silahlı Kuvvetleri’nin adı sıkça anılmaktadır. Türk Silahlı Kuvvetleri, disiplinli yapısı ve uluslararası tecrübesiyle barış operasyonlarında güven veren bir ordudur. Ancak Türkiye, askerini belirsiz bir tabloya, muğlak bir yetkiyle ve hukuki zemin olmadan sahaya sürmez. Meclis iradesi, Birleşmiş Milletler kararı ve açık angajman kuralları olmadan atılacak hiçbir adım, devlet ciddiyetiyle bağdaşmaz.
Türkiye’nin asıl vurgusu nettir: Gazze’de çözüm, askeri üstünlükte değil; hukukun üstünlüğündedir. Kalıcı barış, sivillerin korunmadığı, adaletin tesis edilmediği ve sorumluların hesap vermediği bir ortamda mümkün değildir. Ankara’nın uluslararası platformlarda yükselttiği ses, tam olarak bu gerçeği hatırlatmaktadır.
Bugün Gazze’de yaşananlar, tarihe sadece bir savaş olarak değil; kimlerin hukuku savunduğu, kimlerin sustuğu ve kimlerin sorumluluktan kaçtığı üzerinden yazılacaktır. Türkiye, bu kayıtta nerede durduğunu açıkça göstermektedir.
