Ana Sayfa Arama Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

DÜNYANIN KADERİ BOŞ KOLTUKLARDA MI?

Bu haberin fotoğrafı yok

ABD Başkanı Trump ve İsrail Başbakanı Netenyahu yarın, tam da İran İslam Cumhuriyeti’nin kuruluş yıldönümü olan 11 Şubat’ta, Beyaz Saray’da bir araya gelecek.

Ben tüm hayatı bölge gelişmelerini takip ederek geçmiş bir gazeteci olarak, bu bölgedeki tesadüflere asla inanmamam gerektiğini defalarca test ederek öğrendim.

11 Şubat tarihinin İran’ın mevcut yönetimi açısından tarihi ve inanç temelli bir anlamı var ve bu tarih -muhtemelen İsrail’in yönlendirmesi ile, özellikle seçilmiş.

Ve yine tecrübelerim beni yanıltmıyorsa çok büyük bir ihtimalle Beyaz Saray’da yapılacak ortak açıklamada; İran’a nükleer müzakereler için masaya oturması için verilen sert bir ültimatom ve “Yoksa Tahran’ı vururuz!…” tehdidine şahit olacağız.
Peki neden?
Bunu iki seçime bağlayabiliriz.
İlki ABD’deki Kongre Seçimleri.
Kasım ayında ABD’de sandık başına gidilecek.
Amerikan seçmeni, kongredeki 35 boş koltuk için oy kullanacak.
Donald Trump için bu seçimler bir ara seçimden çok daha fazlası.
35 sandalye, Trump’ın hem içeride nefes alıp almayacağını hem de dış politikada ne kadar agresif davranabileceğini belirleyecek.
Çünkü Kongre çoğunluğu, ABD’de başkanın elini kolunu ya tamamen bağlayacak ya da tamamen serbest bırakacak.
Trump bugün içeride ciddi bir kuşatma altında.
Yargıdaki dosyalar, bütçe tartışmaları, göç krizi, üniversitelerdeki Filistin protestoları ve derinleşen toplumsal fay hatları…
Kongre’de rahat bir çoğunluk olmadan Trump’ın bu baskıyı yönetmesi neredeyse imkânsız.
Bu 35 koltuk ne anlama geliyor biliyor musunuz?
– Soruşturma açılır mı açılmaz mı?
– İsrail’e sınırsız destek sürer mi?
– İran’a karşı yeni yaptırımlar gelir mi?
– Ukrayna’ya para akar mı kesilir mi?
Hepsinin cevabı işte o 35 koltukta gizli.
Kısacası Trump bu sandalyeleri kazanmak istiyor çünkü ABD içinde rahatlamak, dışarıda ise sertleşmek istiyor.
Ve tam bu noktada gözler Washington’dan Tel Aviv’e çevriliyor.
Ekim ayının sonunda İsrail’de Knesset seçimleri var.
Benjamin Netanyahu için bu seçimler siyasi bir yarış değil, adeta bir hayatta kalma mücadelesi.
Netanyahu’nun kaybetme lüksü yok.
Çünkü iktidarı kaybettiği anda yolsuzluk dosyalarıyla, siyasi hesaplaşmalarla ve hatta hapis riskiyle karşı karşıya kalabilir.
Bu nedenle İsrail iç siyasetinde tansiyonun düşmesi, Netanyahu’nun işine gelmiyor.
Aksine; gerginlik, tehdit algısı, savaş psikolojisi Netanyahu’yu ayakta tutan en güçlü yakıt.
Gazze, Lübnan sınırı, İran tehdidi, Batı Şeria…
Hepsi iç siyasetin bir parçası artık.
Trump ile Netanyahu arasındaki görünmez bağ da burada güçleniyor.
Trump Kongre’yi istiyor, Netanyahu Knesset’i.
Trump içeride güçlenmek için dışarıda sertleşmeye hazır, Netanyahu ise dışarıda sertleşerek içeride tutunmaya çalışıyor.
Bu iki liderin kaderi sandıktan çıkacak koltuklara bağlı.
Ve ne yazık ki bu sandıkların sonucu sadece ABD’yi ya da İsrail’i değil, Ortadoğu’nun tamamını ilgilendiriyor.
O yüzden bugün “35 boş koltuk” deyip geçmeyin.
Bazen dünya tarihi, savaşlarla değil, boş bırakılmış birkaç sandalyeyle şekilleniyor.

Faruk DEMİREL