Ana Sayfa Arama Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

SDG DAĞILDI YENİ HEDEF SİNCAR

Bu haberin fotoğrafı yok

Türkiye’nin terörle mücadele stratejisi yeni bir evreye girdi.
Uzun yıllar boyunca güvenlik gündeminin merkezinde Suriye vardı.

Özellikle ABD’nin himayesi altında büyüyen SDG/YPG, Ankara açısından doğrudan ve organize bir tehdit olarak görülüyordu.
Ancak sahadaki son gelişmeler ve devlet yetkililerinin yaptığı açıklamalar, Türkiye’nin tehdit algısında belirgin bir değişikliğe gidildiğini ortaya koyuyor.

Bir güvenlik kaynağının bana aktardığı çarpıcı tespit aslında sürecin tarihsel arka planını da özetliyor:
“PKK ilk kurulduğunda dört parçalı bir yapıydı. Türkiye, İran, Irak ve Suriye PKK’sı şeklinde organize oldular. Bu coğrafyaların her birinde farklı gruplar oluşturuldu. Özellikle Türkiye’de büyük bir örgütlenmeye gittiler ve ülkeye ağır bedeller ödettiler”
Ancak bu tablo değişti.

İHA ve SİHA teknolojisinin devreye girmesi, Türk Silahlı Kuvvetleri ile MİT’in bu teknolojiyi eşgüdüm içinde ve son derece etkili kullanması örgütün Türkiye içindeki hareket kabiliyetini neredeyse sıfırladı.

Konuştuğum güvenlik kaynağı, bu kırılma anını şöyle tarif ediyor:
“İHA/SİHA kapasitemizle birlikte örgütün Türkiye içindeki hareket alanı daraldı. Bölgedeki desteklerini de kaybettiler. Doğal olarak Türkiye’den tamamen temizlendiler”
Bu, sadece askeri bir başarı değil; aynı zamanda konsept değişiminin sonucuydu.

Ardından Türk devlet aklı devreye girdi.
“Bu sürecin ardından Irak’ta Pençe-Kilit operasyonları, Suriye’de ise askeri harekâtlarla tampon bölgeler oluşturduk. Bizi terör yapılanmaları anlamında rahatsız eden iki istikrarsız alan vardı: Kuzey Irak ve Suriye.”
Bugün gelinen noktada Suriye sahası artık eski Suriye değil.

“Suriye’de istikrarın büyük oranda sağlandığını söyleyebiliriz. Örgüt son 15 yılda ABD’nin koruma şemsiyesi altında bu coğrafyada büyüdü, oldukça etkin hale geldi. Biz Türk Devleti olarak sabırla bekledik. Ve sonunda kazanan biz olduk”

Bu ifade, Ankara’nın uzun soluklu stratejisinin özeti gibi.
18 Ocak mutabakatı sahada dikkatle izleniyor.

“Şimdi sahayı yakından gözlemliyoruz ve 18 Ocak mutabakatına büyük oranda uyulduğunu görüyoruz. Bizim net bir talebimiz var: Suriye vatandaşı olmayan örgüt mensuplarının ülkeden ayrılması. Onu takip ediyoruz”

Ancak bu rahatlama, tehdidin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.
Tehdit, adres değiştiriyor.
Ankara artık Irak sahasına, özellikle de Kuzey Irak’a daha yakından bakıyor.

Özellikle Sincar hattı çok kritik.
Çünkü Suriye’de hayal kırıklığına uğrayan örgüt; yeniden toparlanmak, ilerleyen süreçte ABD’nin başka ‘pis işlerinin’ taşeronluğunu almak ve Türkiye’yi terör silahıyla rahatsız etmek için Sincar bölgesine konuşlanıyor.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yaptığı açıklamalar da bu çerçevede anlam kazanıyor.
Fidan özet olarak, “Örgütün Sincar bölgesinde Türkiye’yi tehdit eder şekilde durmasını, tekrar dirilip Türkiye’yi tehdit etmesini istemiyoruz” demişti.
Bir devlet yetkilisi, Irak’la ilgili şu bilgiyi paylaşıyor.
“Irak sahası uzun süredir gözlemimiz altında. Türkiye’de devam eden ‘Terörsüz Türkiye Süreci’ nedeniyle aktif operasyon haberi gelmiyor olabilir ama sahadaki her hareketi hem saha unsurlarımızla hem de teknolojik imkânlarımızla sıkı şekilde takip ediyoruz”

Sonuç net:
Türkiye artık reaksiyon veren değil, tehdidi kaynağında şekillendiren bir güvenlik stratejisi uyguluyor.
Suriye’de oluşan görece istikrar, Irak sahasında daha derin ve kalıcı bir güvenlik mimarisinin önünü açıyor.
Tehdit tamamen bitmiş değil.
Ama kontrol artık Ankara’da.
Harita değişiyor.
Devlet refleksi değişmiyor.

Faruk DEMİREL