Ana Sayfa Arama Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Ramazan: İnancın Sesi mi, Sessizliğin Alışkanlığı mı?

Bu haberin fotoğrafı yok

Ramazan’ın henüz ilk haftası.
Ve tuhaf bir farkındalık var havada.

Geçmiş yıllarda bu günlerde mutlaka bir haber düşerdi ekranlara. Oruç tutmadığı için sözlü saldırıya uğrayan biri. Sokakta yemek yedi diye darp edilen bir genç. “Mahalle baskısı” başlığı altında büyüyen tartışmalar…

Bu yıl henüz böyle bir görüntüyle karşılaşmadık.

Bu iyi bir şey mi?
Yoksa başka bir dönüşümün işareti mi?

Toplumsal refleksler zamanla şekil değiştirir. Bir dönem inanç kamusal alanda daha görünür ve müdahaleci bir dil üretirken, başka bir dönem geri çekilir. Bazen bu geri çekilme olgunlaşmadır. Bazen yorgunluk. Bazen de kayıtsızlık.

Türkiye’de Ramazan uzun yıllar sadece dini bir ay olmadı. Aynı zamanda bir kimlik göstergesi, bir kamusal hassasiyet alanı, hatta politik bir sembol oldu. Oruç tutmak bireysel ibadet olmanın ötesinde, toplumsal bir beyan hâline geldi.

Şimdi ise sokak daha sakin.

Kimse kimsenin tabağına bakmıyor.
Kimse kimsenin inancını sorgulamıyor.
En azından görünürde.

Bu değişimi iki farklı yerden okuyabiliriz.

Birinci okuma: Toplum olgunlaştı. İnanç, bireysel alana çekildi. Kimse başkasının ibadeti üzerinden hüküm kurma ihtiyacı duymuyor. Bu, çoğulculuğun ve birlikte yaşama kültürünün güçlenmesi demek olabilir.

İkinci okuma daha sert: İnsanlar artık hiçbir şeye tepki vermiyor. Ne dini hassasiyetle hareket ediyor ne de özgürlük refleksiyle ses çıkarıyor. Genel bir yorgunluk, bir geri çekilme hâli… İnanç kamusal alanda iddiasını kaybetti, tepki kültürü ise enerjisini tüketti.

Peki hangisi?

Belki ikisi birden.

Çünkü aynı toplum hem yoruldu hem de öğrendi. Hem kırıldı hem de mesafe koydu. Uzun yıllar boyunca kutuplaşmanın sert diliyle şekillenen kamusal alan, artık daha düşük frekansta işliyor. Tepkiler azalırken tansiyon da düşüyor.

Ramazan’ın kendine has bir sakinliği vardır. İnsanı yavaşlatır. Dilini yumuşatır. Öfkeyi törpüler. Belki de bu sükûnet gerçekten sirayet ediyordur. Belki insanlar artık başkasının inancı üzerinden kendi öfkesini üretmek istemiyordur.

Ama başka bir ihtimal daha var.

Toplum ekonomik, sosyal ve siyasal olarak o kadar yoğun bir gündemin içinde ki, bireysel müdahale refleksi zayıflamış olabilir. İnsanların enerjisi artık hayatta kalmaya, geçinmeye, kendi çemberini korumaya harcanıyor. Başkasının tercihiyle uğraşacak hâl kalmamış olabilir.

Bu iyi midir, kötü müdür?

Tepkisiz bir toplum, huzurlu bir toplum anlamına gelmez. Ama sürekli müdahale eden bir toplum da sağlıklı değildir.

Asıl mesele şu:
Bu sessizlik bilinçli bir saygının sonucu mu, yoksa duygusal bir tükenmişliğin ürünü mü?

Ramazan ayı yalnızca oruç tutmak değil, kendine bakmak demektir. Belki bu yıl toplumsal olarak da kendimize bakıyoruzdur. Başkasını denetlemek yerine kendi içimize dönüyoruzdur.

Ya da belki inanç kamusal alandaki iddiasını kaybetmiş, bireysel bir ritüele dönüşmüştür. Bu da modern toplumların kaçınılmaz yönelimidir.

Kesin olan şu:
Sokak daha sakin.
Haber bültenleri daha sessiz.
Refleksler daha düşük tonda.

Bu, bir olgunlaşma mı?
Yoksa bir boşluk mu?

Ramazan ilerledikçe bunu daha net göreceğiz.

Ama ilk günlerde görünen tablo şu:
Kimse kimsenin inancının polisi değil.

Belki de asıl dönüşüm burada başlıyor…

Ayşegül Çelebi