Başarı Nedir?
Başarının tanımının göreceli olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle herkese uyacak tek ve değişmez bir başarı tanımı yapmak oldukça zor.
Uzun yıllar boyunca başarının yüksek zekâ, iyi eğitim ve teknik bilgiyle doğrudan ilişkili olduğu düşünüldü. Günümüzde yapılan araştırmalar ise başarıyı tek bir faktörün belirlemediğini gösteriyor. Akademik bilgi, teknik yeterlilik, bilişsel zekâ (IQ), duygusal zekâ (EQ), kişilik özellikleri, motivasyon, öz disiplin, iletişim becerileri ve çalışma ortamı gibi faktörler birlikte başarıyı şekillendiriyor.
IQ, EQ, akademik bilgi, motivasyon…hangisi daha etkili?
Bu sorunun tek bir cevabı yok. Çünkü başarı, kişinin bulunduğu alana göre farklı dinamiklerle ortaya çıkıyor. Akademik çalışmalar, mühendislik, matematik ve analitik düşüncenin yoğun olduğu mesleklerde bilişsel zekâ önemli bir avantaj sağlarken; liderlik, yöneticilik, medya, siyaset, eğitim, sağlık ve ekip çalışmasının ön planda olduğu alanlarda ise duygusal zekâ öne çıkıyor…
Araştırmaların ortak sonucu, duygusal zekânın iş performansı üzerinde anlamlı bir etkisi olduğunu ortaya koyuyor. Ancak duygusal zekâ, IQ’nun alternatifi değil; tamamlayıcısı. Üstelik öz disiplin, sorumluluk duygusu, deneyim ve motivasyonu da bu denkleme eklediğinizde başarı çok daha güçlü bir zemine oturuyor.
Bilimsel veriler ışığında bu bilgiler bir köşede dursun…
Ve/fakat bildiğim bir şey var ki; zaman geçtikçe, yaş ilerledikçe ve yaşanmışlıklar çoğaldıkça yalnızca hayata bakışımız değil, başarıya yüklediğimiz anlam da değişiyor.
Bugün bana göre başarı; insan ilişkilerini dengeli yürütebilmek, bütünü görebilmek, hayatın verdiği mesajları okuyabilmek, hedeflerine doğru ilerlerken iç huzurunu koruyabilmek ve yaşamı sevgiyle sürdürebilmektir.
Deneyim… Belki de insanın hayattaki en değerli öğretmeni. Çünkü deneyim, yaptığımız hatalardan çıkardığımız derslerin toplamıdır.
Çalışma hayatına ilk başladığım yıllarda, başarı için bilgime güvenmenin, dürüst olmanın ve çok çalışmanın yeterli olduğunu düşünüyordum. Elbette bunlar önemliydi. Ancak zaman bana bunların tek başına yeterli olmadığını öğretti.
Bu hayatta ilk yanılgım da değildi. Başarısızlığa değil ama her yanılgıya uğradığımda aklıma Faruk gelir.
Üniversitede “Edebiyat Postası” adında bir grup kurmuştuk. Fakültede çeşitli etkinlikler düzenliyor, yazıyor, üretiyor ve hayaller kuruyorduk. Faruk da grubun yazarlarından biriydi…Rahmetli Ahmet Telli de etkinliklerimizin değişmez şairlerinden biriydi…
O yıllarda yaptığım her işten büyük keyif alır, ürettiklerim beni mutlu ederdi. İnsanları kendim gibi görür, olumsuzu hiç düşünmezdim…
Bir gün Faruk bana dönüp sordu:
“Zeliş, sen herkesi sever misin?”
Sorunun nedenini anlamaya çalışırken, safça “Evet” dedim.
Faruk gülümsedi ve şu cümleyi kurdu:
“Zeliş, herkes sevilmez.”
O gün bu sözü anlamakta zorlanmıştım.
İnsanları oldukları gibi kabul etmek ve sevmek bana göre dünyanın en doğal şeyiydi.
Ama yıllar geçti…
Hayat kendi derslerini verdi.
İnsanlara çok şans tanıdım.
Çok güvendim.
Çok kırıldım.
Ama çok şey öğrendim.
Öğrendiklerimden bazıları şunlardı:
Herkese hayatında yer vermeyeceksin.
Güveni hak etmeyen insanlara sonsuz şans tanımayacaksın.
İnsanları sözlerinden çok davranışlarıyla değerlendireceksin.
En büyük mücadeleyi kendinle vereceksin.
Hayatımda en çok, dost olarak gördüğüm insanlardan yara aldım.
Sonra şunu fark ettim:
Dostluk tek taraflı kurulmuyor.
Bir insan sürekli dostluktan söz ediyor ama dostluğun gereğini yerine getirmiyorsa, orada durup düşünmek gerekiyor:
Çünkü dostluk bir kelime değil, bir emektir.
Karşılıklı güven, sadakat ve samimiyet olmadan dostluk da olmuyor.
Bu nedenle artık dost aramıyorum.
Hayatıma giren insanların kim olduğunu zamanın göstermesine izin veriyorum.
Gerçek dostlar zaten kendilerini belli ediyor.
Yılmaz Güney’in dizelerinde söylediği gibi:
“Sevgi ve dostluğu,
yeni doğmuş tüm bebeklerin yüreğine yazmak isterdim;
onlarla birlikte büyüsün,
bütün dünyayı sarsın diye…”
Ne kadar güzel bir temenni…
Çünkü insan ne yaşarsa yaşasın, sevgiden vazgeçemiyor.
Ben de vazgeçmedim.
Sadece sevginin de, güvenin de hak eden insanlarla paylaşıldığında değer kazandığını öğrendim.
Hayatta başarı için onlarca, hatta yüzlerce madde sıralanabilir.
Ama benim hayat yolculuğumda öğrendiğim en önemli gerçek şu oldu:
Mutluluğunu başkalarının eline bırakmayacaksın.
Kendi değerini bileceksin.
Kendini tanıyacaksın.
Ve her koşulda kendine güveneceksin.
Bugün de mücadelem kendimle.
Dün olduğum kişiden daha iyi olabilmek için…
Hayatın bana verdiği mesaj bu.
Kendimi seviyorum.
Hayatı seviyorum.
Ve bana kattığı tüm deneyimleri seviyorum.
Peki siz hiç düşündünüz mü?
