Ana Sayfa Arama Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

DİJİTAL ÇAĞ ÇOCUKLARIMIZIN DİKKATİNİ Mİ ÇALIYOR?

Bu haberin fotoğrafı yok

Bir çocuğun elinden telefonunu aldığınızda huzursuz oluyor mu?
İnternet kesildiğinde öfkeleniyor mu?
Bir oyunu kapatması istendiğinde sert tepki veriyor mu?
Ders çalışırken birkaç dakikada bir telefona bakıyor mu?
Sabah gözünü açar açmaz, gece uyumadan hemen önce ekrana yöneliyor mu?

Bu soruların cevabı giderek daha fazla aile için “evet” olmaya başladı.

Teknoloji çağındayız. Çocuklarımız dijital dünyanın içinde doğuyor; ekranlarla büyüyor, arkadaşlarıyla çevrim içi iletişim kuruyor, oyun oynuyor ve bilgiye saniyeler içinde ulaşıyor.
Bütün bunlar tek başına sorun değil.
Asıl sorulması gereken soru şu:
Teknolojiyi biz mi kullanıyoruz, yoksa teknoloji davranışlarımızı mı yönetiyor?

EKRAN SÜRESİNDEN DAHA BÜYÜK BİR TEHLİKE: PARÇALANAN DİKKAT

Bugünün çocuklarının karşı karşıya kaldığı temel problemlerden biri yalnızca ekran başında geçirilen süre değil.
Dikkatin sürekli parçalanması.
Bir bildirim geliyor.
Ekran açılıyor.
Bir video izleniyor.
Ardından bir başkası.
Sonra mesaj.
Sonra oyun.
Sonra yeniden sosyal medya…
Beyin sürekli yeni bir uyaranla karşılaşıyor.
Bir süre sonra sessizlik sıkıcı, kitap yavaş, ders yorucu, beklemek ise anlamsız gelmeye başlayabiliyor.
Çünkü sürekli hızlı ve değişken uyaranlarla karşılaşan bir zihin, uzun süre dikkat ve sabır isteyen faaliyetlerde zorlanabiliyor.
Asıl mesele belki de çocuğun telefona kaç saat baktığı değil; telefona bakmadığı zamanlarda dikkatini ne kadar sürdürebildiğidir.

TELEFON YOKSA NEDEN HUZURSUZUZ?

Dijital çağın beraberinde getirdiği kavramlardan biri nomofobi.
Nomofobi; kişinin cep telefonuna erişemediğinde veya telefonunu kullanamadığında yaşadığı yoğun huzursuzluğu ve kaygıyı tanımlamak için kullanılan bir kavramdır.
Telefonun şarjı yüzde 2’ye düştüğünde yaşanan telaşı düşünün.
Telefon evde unutulduğunda hissedilen eksikliği…
İnternet kesildiğinde ekranın tekrar tekrar kontrol edilmesini…
Burada mesele artık yalnızca bir cihaz değildir.
Çünkü telefon aynı zamanda mesajlarımız, arkadaşlarımız, haberlerimiz, fotoğraflarımız, eğlencemiz ve dış dünyayla bağlantımızdır.
Bu nedenle kimi zaman korktuğumuz şey telefonu kaybetmekten çok, bağlantımızı kaybetmektir.

YA İNTERNET KESİLİRSE?

Bir başka kavram ise netlessfobi.
İnternetsiz kalmaya yönelik yoğun kaygıyı anlatmak için kullanılan bu kavram, dijital dünyanın insan psikolojisi üzerindeki etkisini göstermesi bakımından dikkat çekicidir.
Bugün bazı insanlar tatile çıkarken denizin güzelliğinden önce Wi-Fi kalitesini sorguluyor.
Bir kafeye girildiğinde ilk sorulardan biri:

“Wi-Fi şifresi nedir?”

Telefonun çekmediği bir ortamda bulunmak bile bazı kişiler için ciddi bir huzursuzluk kaynağı olabiliyor.
İnsanlık belki de ilk kez gerçek dünyadan kopmaktan çok dijital dünyadan kopmaktan endişe ediyor.
Burada başka bir soru ortaya çıkıyor:
Sürekli bağlantıda olmak, gerçekten bağlı olmak anlamına geliyor mu?

Çevrim içi bağlantılarımız artarken yüz yüze iletişimimiz, sabrımız, derin sohbetlerimiz ve birlikte geçirdiğimiz nitelikli zaman azalabiliyor.

OYUN MU ÇOCUĞU YÖNETİYOR, ÇOCUK MU OYUNU?

Dijital oyunlara da tek taraflı yaklaşmamak gerekir.
Oyun oynamak başlı başına kötü değildir.
Kontrollü kullanıldığında dijital oyunlar problem çözme, strateji geliştirme, hızlı karar verme ve bazı dikkat becerilerini destekleyebilir.
Ancak oyun hayatın diğer alanlarının önüne geçmeye başladığında tablo değişir.
Buradaki kritik ölçüt yalnızca “Kaç saat oynuyor?” sorusu değildir.
Asıl soru şudur:
Çocuk oyunu kontrol ediyor mu, oyun mu çocuğu kontrol ediyor?
Dersler aksıyorsa…
Uyku düzeni bozuluyorsa…
Aile ilişkileri zarar görüyorsa…
Sosyal yaşam geri plana düşüyorsa…
Ve çocuk oyunu azaltmak istediği hâlde bunu yapamıyorsa…

Artık meseleyi yalnızca “Biraz fazla oyun oynuyor.” diyerek açıklamak yeterli değildir.

DİJİTAL EKONOMİNİN EN DEĞERLİ HAMMADDESİ: DİKKAT

Bugünün dijital dünyasında büyük bir rekabet yaşanıyor.
Ama bu rekabet yalnızca telefon, uygulama veya teknoloji satma rekabeti değil.
Dikkatimizi kazanma rekabeti.
Bir uygulama bizi ne kadar uzun süre ekranda tutabiliyorsa, o kadar başarılı oluyor.
Bildirimler…
Sonsuz kaydırma…
Kısa videolar…
Otomatik oynatma…
Kişiselleştirilmiş içerikler…
Hepsinin ortak bir hedefi var:
Biraz daha bakmamızı sağlamak.
Yetişkinler bile bu sistemler karşısında zorlanırken çocuklardan sınırsız bir öz denetim beklemek gerçekçi değildir.
Çünkü zaman yönetimi, dürtü kontrolü ve öz denetim gibi beceriler çocukluk ve ergenlik döneminde gelişimini sürdürmektedir.
Bu nedenle bir çocuğa yalnızca:
“Telefonu bırak!”
demek çoğu zaman çözüm değildir.
Asıl yapılması gereken, çocuğa telefonunu ve dikkatini yönetmeyi öğretmektir.

YASAKLAMAK DEĞİL, YÖNETMEYİ ÖĞRETMEK

Teknolojiyi tamamen yasaklamak kolay görünen ama sürdürülebilir olmayan bir yöntemdir.
Çünkü çocuklarımız teknolojiyle yaşamaya devam edecek.
Onları teknolojiden kaçırmak yerine teknoloji karşısında güçlü hâle getirmeliyiz.
Hedefimiz dijital öz denetim olmalı.
Çocuk;
ekran süresini fark edebilmeli,
gerektiğinde telefonu bırakabilmeli,
yemek masasında ekransız kalabilmeli,
ders çalışırken bildirimlerini kapatabilmeli,
uyumadan önce telefonunu bir kenara koyabilmeli,
canı sıkıldığında hemen ekrana yönelmek yerine başka bir etkinlik bulabilmelidir.
Bunlar küçük davranışlar gibi görünebilir.
Oysa geleceğin en önemli zihinsel becerilerinden birini oluştururlar:

Dikkatini yönetebilmek.

GELECEĞİN EN KIYMETLİ BECERİSİ: DİKKATİNİ SEÇEBİLMEK

Geçmişte insanların temel problemi bilgiye ulaşmaktı.
Bugün bilgi her yerde.
Bir arama motoruna birkaç kelime yazmak yeterli.
Artık problem bilgiye ulaşamamak değil.
Bu kadar bilginin içinde neye dikkat edeceğimizi seçememek.
Bugünün çocukları tarihin en büyük bilgi akışının içinde büyüyor.
Ama aynı zamanda tarihin en büyük dikkat rekabetinin de ortasında yaşıyor.
Bu nedenle eğitim sistemlerinin çocuklara yalnızca matematik, fen, yabancı dil veya teknoloji öğretmesi yeterli olmayacak.
Onlara kendi zihinlerini yönetmeyi de öğretmemiz gerekiyor.
Dikkatlerini…
Zamanlarını…
Dürtülerini…

Ve teknolojiyle ilişkilerini…

ÇOCUKLARIMIZA YENİ BİR SORU SORMALIYIZ

Gelecekte başarılı olacak insan yalnızca teknoloji kullanmayı bilen kişi olmayacak.
Teknolojiyi kullanırken kendisini kaybetmeyen kişi olacak.
Bu nedenle çocuklarımıza belki de:
“Telefonu ne kadar iyi kullanıyorsun?”
diye sormadan önce şu soruyu sormalıyız:
“Telefon olmadığında kendinle ne kadar iyi kalabiliyorsun?”
Çünkü dijital çağda özgürlük, sürekli bağlantıda olmak değildir.
Gerektiğinde bağlantıyı kesebilmek; dikkatinin, zamanının ve zihninin kontrolünü yeniden eline alabilmektir.

Behçet Karabulut
Ankara Bilim Üniversitesi
Eğitim ve Kariyer Planlama Uzmanı

Behçet KARABULUT