Ana Sayfa Arama Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Gökkuşağı Faşizmi: Küresel LGBTQ lobileri mercek altında

TRT’nin uluslararası dijital platformu tabii’de yayınlanan Gökkuşağı Faşizmi belgeseli, LGBTQ+ lobilerinin küresel ölçekteki etkilerini, amaçlarını ve toplumsal yansımalarını eleştirel bir perspektifle inceliyor.

TRT’nin uluslararası dijital platformu tabii’de yayınlanan Gökkuşağı Faşizmi belgeseli, LGBTQ+

TRT’nin uluslararası dijital platformu tabii’nin orijinal belgeseli Gökkuşağı Faşizmi izleyicisiyle buluştu. Son yıllarda küresel ölçekte etkisini artıran LGBTQ+ lobilerinin amaçlarını, işleyişini ve etki alanını ele alan ve 6 bölümden oluşan yapım, çağın en çok tartışılan başlıklarından birine eleştirel bir perspektif sunuyor.

Yapımcı Eyüp Gökhan Özekin ve yönetmenlerden Erkam Bülbül, belgeselin nasıl ortaya çıktığını, amaçlarını ve başta cinsiyetsizleştirme olmak üzere var olan sorunlara dikkati çekmek istedikleri belgesel hakkında açıklamalarda bulundu.

Belgeselin odağında çocuklar ve aile yapısı var

Özekin, belgeselin odağında çocuklar olduğunu vurgulayarak, dünyada genel olarak çocuklara ilişkin koruma refleksinin arttığını dile getirdi. Farklı siyasal fikirlere sahip insanların bu noktada ortaklaştığını belirten Özekin, aile değerlerine dair her toplum, kültür ve inançtan hassasiyetin yükselmeye başladığını ifade etti.

Belgeselin ismi ve tepkiler

Özekin, Gökkuşağı Faşizmi isminin eşcinsellik ve cinsiyetleştirmeyle ilgili faaliyet gösteren lobilere atıfla seçildiğini aktararak, belgeselde konuşan kişilerin bir kısmının doğrudan LGBT atmosferinin içinde bulunmuş kişiler olduğunu söyledi. Bu yapıların tahammülsüzlüğüne dikkat çeken Özekin, belgeselin ve belgeselde yer alan akademisyenlerin maruz kaldığı tepkilerin, faşizm kavramının neden tercih edildiğini gösterdiğini ifade etti.

Belgesele yönelik tepkinin beklenen bir durum olduğunu dile getiren Özekin, Batı ve Amerika’da bu tür bir yapımı hazırlayan bir firmanın sinema ve dizi sektörlerinde yer bulmasının zor olduğunu, hatta belgeselde konuşan akademisyenlerin mesleki baskılarla karşılaşabileceğini savundu.

Medya ve kültür endüstrilerinde baskıEyüp Gökhan Özekin, belgeselde dile getirilen baskı ve faşizmin birçok sektörde var olduğunu, sinema ve televizyon dünyasında ise bu baskının daha görünmez bir şekilde işlediğini söyledi. Sporla ilgili konsol oyunlarından dijital dizilere kadar birçok alanda benzer örneklerin görüldüğünü belirten Özekin, bazı yapımlarda karakterlerin zamanla farklı cinsel yönelimlerle yeniden kurgulandığını dile getirdi.

Belgeselde propagandist bir dil kullanmaktan kaçındıklarını ifade eden Özekin, farklı uzmanlar ve inanç gruplarının ortaklaştığı noktaları aktarmaya çalıştıklarını vurguladı. Belgeselin toplumsal cinsiyet meselesinde kadim değerlerin yanında durduğunu belirten Özekin, aile kavramının kadın ve erkek merkezli yapısına dikkat çekti.

Belgeselin hazırlık süreci ve akademik zorluklar

Yönetmen Erkam Bülbül ise belgeselin hazırlık sürecinin yaklaşık 2,5 yıl sürdüğünü, ilk etapta yerelde yapılan çalışmalara odaklandıklarını söyledi. Türkiye’nin aile yapısının korunmasına yönelik hassasiyetine değinen Bülbül, dünya genelinde 200’den fazla akademisyenle iletişime geçtiklerini ancak özellikle Avrupa’da birçok akademisyenin görüş vermekten çekindiğini ifade etti.

Küresel politikalar ve kültürel etkiler

Bülbül, büyük sermaye gruplarının yeni bir dünya düzeni kurma hedefi taşıdığını, bunun için mikrokültürün ve aile yapısının zayıflatılmak istendiğini savundu. Aidiyet duygusunun bu noktada önemli olduğunu belirten Bülbül, aile bağlarının zayıflamasıyla cinsiyet aidiyetinin ön plana çıkarıldığını öne sürdü.

Güney Kore örneğine de değinen Bülbül, Batı’nın kültür politikalarıyla bu ülkede önemli dönüşümler yaşandığını, K-pop üzerinden cinsiyetsizleştirme politikalarının daha muhafazakar toplumlara farklı bir sunumla aktarıldığını ifade etti.

Batı medeniyeti ve değerler tartışması

Bülbül, cinsiyetsizleştirme ve nüfus politikalarını savunan grupların hedefinde yaratılış düzenini yeniden tasarlama düşüncesi olduğunu dile getirdi. Kur’an-ı Kerim’de yer alan Lut kıssasına atıfta bulunan Bülbül, bu anlatının özendirme ve teşvike karşı bir duruş içerdiğini söyledi.

Batı’nın belirli aralıklarla uygarlık anlayışını farklı toplumlara dayattığını savunan Bülbül, günümüzde bunun modern uygarlık adı altında LGBT söylemleriyle yapıldığını ifade ederek, toplumların kendi kaynaklarına dönerek özgün bir söylem geliştirmesi gerektiğini vurguladı.

admin