Ana Sayfa Arama Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Muhalefetin İktidar Provası Yapıldı mı, Yoksa Sadece Vitrin mi Kuruldu?

Bu haberin fotoğrafı yok

Bu soru bir süredir kafamda dönüp duruyor.

Çünkü sahneye bakıyorum, sözlere bakıyorum, yapılanlara bakıyorum…

Ve tabloyu tek kelimeyle tarif etmek zor.

Yerel seçimlerden sonra muhalefetin eline önemli bir imkân geçti. İstanbul, Ankara, İzmir gibi şehirler yalnızca belediye değil; aynı zamanda birer siyasi vitrin hâline geldi. Bu vitrin üzerinden “iktidara hazırız” mesajı verildi. Verilmesine verildi ama bu mesajın altı ne kadar dolduruldu, orası tartışmalı.

Ekrem İmamoğlu’nun yaşadığı her kriz, onu ister istemez belediye başkanlığından çok daha öte bir siyasi pozisyona taşıdı. Bu durum bir tercih miydi, yoksa şartların dayattığı bir rol mü, hâlâ net değil. Mansur Yavaş ise tam tersine, merkezi siyasetin sert ikliminden bilinçli biçimde uzak durmayı seçti. Bu iki yaklaşım arasındaki fark, muhalefetin ortak bir iktidar dili kurmakta neden zorlandığını da gösteriyor.

Belediyecilikte edinilen tecrübenin, merkezi yönetime doğrudan aktarılabileceği varsayımı fazla iyimser. Belediyeler uzlaşmayla yürür; devlet çoğu zaman dirençle karşılar. Bu direnci yönetmek için sadece iyi niyet yetmez. Netlik gerekir, kararlılık gerekir.

Muhalefetin dili ise hâlâ büyük ölçüde savunma üzerine kurulu. “Engellendik”, “izin verilmedi”, “yetkimiz yok” gibi cümleler sıkça duyuluyor. Bunların bir kısmı gerçek. Ama siyaset, gerçeklerden çok sonuçlara bakar. Seçmen de öyle.

Burada asıl mesele şu:

İktidar olmak, işleri kolaylaştıran bir eşik değildir. Aksine, en sert dönemin başladığı noktadır. Devlet yapısı boşluk sevmez. Kararsızlık gördüğünde kendi refleksini üretir.

Muhalefet bu sertliğe hazır mı?

Bu soruya bugün hâlâ net bir cevap vermek zor.

Üstelik içerideki tablo da bu belirsizliği besliyor. Adaylık tartışmaları, pozisyon hesapları ve iç dengeler, dışarıdan bakıldığında tek bir izlenim yaratıyor: Önce kendi meselelerimizi çözelim.

Toplum ise bütün bunları izliyor. Sessizce.

Ve sandık günü geldiğinde uzun analizler yapmayacak.

Şu soruya bakacak:

Bunlar devleti yönetebilir mi?

Bu soruya verilen cevap netleşmeden, sandığın dili de netleşmez.

Ayşegül Çelebi