Ana Sayfa Arama Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

NOCEBO ÇAĞI: ORTADOĞU’DA KORKUNUN KENDİSİ TEHDİT

Bu haberin fotoğrafı yok

Tıpta nocebo etkisi olarak tanımlanan olgu, bireyin kötü bir sonuç beklentisiyle gerçekten o sonucu tetiklemesi anlamına gelir. Zihnin ürettiği tehdit, zamanla bedensel gerçeğe dönüşür. Uluslararası ilişkilerde de benzer bir mekanizma işler: Sürekli kriz beklentisiyle tanımlanan coğrafyalar, eninde sonunda kriz üretir.

Ortadoğu tam olarak bu psikolojik döngünün içinde. Bölge yıllardır savaş senaryoları, müdahale planları ve çöküş öngörüleriyle tarif ediliyor. Bu anlatı yalnızca dış aktörlerin stratejilerini değil, bölge toplumlarının kolektif bilinçaltını da şekillendiriyor. Sonuçta güven azalıyor, ekonomik kırılganlık artıyor, devletler savunma reflekslerini sertleştiriyor. Korku, jeopolitiğin görünmez ama en etkili aktörüne dönüşüyor.

Bu döngüde en kritik eşik, tehdidin objektif varlığından çok, tehdidin algılanma biçimi oluyor. Çünkü algı yönetilemediğinde, güvenlik politikaları rasyonel zeminden koparak sürekli alarm haline sıkışabiliyor. Bu da uzun vadede toplumsal yorgunluk, siyasal kutuplaşma ve ekonomik maliyet anlamına geliyor.

Türkiye bu denklemde istisnai bir pozisyonda. Bir yandan gerçek güvenlik riskleriyle yüz yüze. Terör yapılanmaları, sınır hattı istikrarsızlığı ve göç baskısı somut olgular. Diğer yandan ise bölgenin kronik kriz anlatısı Türkiye’nin stratejik karar alma süreçlerini sürekli yüksek teyakkuzda tutuyor.

Ankara’nın son yıllarda izlediği güvenlik merkezli yaklaşım çoğu zaman “sertlik” olarak etiketleniyor. Oysa bu yaklaşımın arkasında ideolojik bir refleks değil, sahada defalarca test edilmiş bir devlet aklı bulunuyor. Türkiye, tehdit gerçekleşmeden önleyici kapasite oluşturmanın, tehdidi sınır içine taşındıktan sonra yönetmekten çok daha düşük maliyetli olduğunu tecrübeyle biliyor.

Ancak yeni dönemin asıl sınavı burada başlıyor: Gerçek güvenlik risklerini bertaraf ederken, nocebo etkisinin ürettiği sürekli felaket beklentisine teslim olmamak. Çünkü sürekli kriz psikolojisi yalnız dış politikayı değil, iç toplumsal dayanıklılığı da aşındırır. Umut azalır, gelecek tasavvuru daralır, siyasal enerji savunma pozisyonuna sıkışır.

Geleceğin güçlü devletleri yalnız askeri kapasiteyle değil, stratejik psikoloji yönetimiyle öne çıkacak. Tehdit algısını doğru dozda tutabilen, toplumu sürekli korku atmosferinde değil kontrollü güven duygusunda tutabilen aktörler avantaj sağlayacak.

Ortadoğu’nun ihtiyacı belki de artık yeni silah sistemlerinden çok, yeni bir kolektif zihinsel iklimdir. Çünkü bazen en yıkıcı saldırı dışarıdan gelmez. Korkunun içeride kök salması yeterlidir.

Ayşegül Çelebi