Ana Sayfa Arama Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Öcalan’ı ‘MANDELA’laştırma çabaları

Bu haberin fotoğrafı yok

TBMM Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda kabul edilen, 60 sayfa ve 7 bölümden oluşan raporda ‘üniter devlet yapısı, toprak bütünlüğü, Türkçe’nin resmi dil statüsü ve laik Cumhuriyet ilkesinin’ yer alması genelde olumlu karşılandı.

Raporun açıklanmasıyla “Terörsüz Türkiye” sürecinin çerçevesi netleşirken, AK Parti ve MHP’den gelen “kırmızı çizgi” açıklamaları da yürekleri ferahlatıyor.

Genel Başkan Yardımcısı Kürşad Zorlu, AK Parti kanadının ‘anayasal temel ve devletin üniter yapısına ilişkin hassasiyetlerine’ vurgu yaparak, “Anayasa’nın ilk 4 maddesi pazarlık konusu olamaz” diyor

MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız da, ‘Anayasa’nın ilk 4 maddesi ve yine Anayasa’nın 42 ile 66’ncı maddelerini tartışmaların dışında tutmalıyız. Bunlar devletin temel direkleridir’ açıklamasını yapıyor..

CHP ve DEM Parti’nin ise, ‘Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarının eksiksiz uygulanması, infaz mevzuatının adalet ilkesi çerçevesinde yeniden düzenlenmesi, tutuklama ile kayyum mevzuatının gözden geçirilmesi’ talepleri var.

Bu taleplerin dikkate alınması halinde, ‘kangren haline gelmiş bazı adli ve idari sorunlar’ ortadan kalkacağı, kamuoyunda ferahlama yaratılacağı, böylece  sürecin ilerleyişinin daha da kolaylaşacağı uzmanlar tarafından ileri sürülüyor.

Bu arada, PKK’nın kendini feshettiğinin ve silah bıraktığının devletin istihbarat ve güvenlik birimlerince teyit edilmesi durumunda, örgüt mensuplarının topluma kazandırılması amacıyla “müstakil ve geçici bir yasa” çıkarılması da raporda öneriliyor.

ÖCALAN’A UMUT HAKKI !

Kamuoyunda tartışılan, Abdullah Öcalan’a “umut hakkı” ibaresine raporda yer verilmiyor, ancak ileriye dönük bolca senaryo üretiliyor. Terörist başını    ‘Mandela’laştırma çabaları ise dur durak bilmiyor.

Bir dönem “terörist” denilen bir figürün yıllar sonra “barışın mimarı” olarak anılması mümkün müdür? Mümkündür. Bu dönüşümün en çarpıcı örneği, Nelson Mandela’dır. Peki aynı tarihsel sıçrama, Abdullah Öcalan için de mümkün mü?

Bu soru, yalnızca iki kişinin karşılaştırılması değil; iki farklı coğrafyanın, iki ayrı siyasal bağlamın ve iki farklı tarihsel dinamiğin mukayesesidir.

Mandela, APARTHEİD REJİMİNE (1948-1994 yılları arasında Güney Afrika Cumhuriyeti’nde azınlıktaki beyaz ırkın çoğunluktaki siyah ırk olan zencilere karşı uyguladığı, ırk ayrımcılığını esas alan resmî devlet politikası) karşı silahlı direnişi savunan Afrika Ulusal Kongresi’nin (ANC) liderlerinden biriydi. 27 yıl hapis yattı. Ancak onu tarihsel bir figüre dönüştüren yalnızca çektiği çile değil; hapisten çıktıktan sonra izlediği stratejiydi.

İntikam yerine uzlaşmayı seçti. Beyaz azınlıkla müzakereyi tercih etti. Toplumsal barışı önceleyen bir siyasal dil kurdu. Gücü tekeline almak yerine paylaşmayı kabul etti. Böylece Güney Afrika, kanlı bir iç savaşın eşiğinden dönerek demokratik geçiş sürecini başlatabildi.

Mandela’yı “Mandela” yapan şey, geçmişi değil; geleceği kurma biçimiydi.

ÖCALAN’IN KONUMU: İMRALI’DAN GELEN MESAJLAR

Abdullah Öcalan ise 1999’dan bu yana İmralı Adası’nda hükümlü olarak tutuluyor. Bu süreçte Türkiye’de PKK ile devlet arasında sürdürülen çatışmalar on binlerce insanın hayatına mal oldu. Öcalan’ın geçmişi, şiddetle doğrudan bağlantılı bir liderlik pratiği içeriyor.

Ancak özellikle 2000’li yıllardan itibaren yaptığı bazı açıklamalarda, silahlı mücadelenin yerini siyasal çözüme bırakması gerektiğini savundu. Çözüm süreci döneminde gönderdiği mesajlar, çatışmasızlık çağrıları ve “demokratik siyaset” vurgusu, onun rolüne dair yeni bir tartışma başlattı.

Serok Apo”dan “Sayın ÖCALAN”a geçiş yapıldı. Operasyon tamamlanmadı; küresel efendilerin yardımıyla şimdi de Öcalan’ı Mandelalaştırma çalışması var.

Bölgelere ekonomik çıkarları doğrultusunda şekil veren ulus-yapıcılar, aralarında PKK’nın da bulunduğu tüm örgütleri terörden siyasi mücadeleye geçişe zorluyor.

Öcalan’ın kendisi de çok iyi biliyor ki, cezaevinden çıkışı yalnızca halkın buna ikna edilmesiyle mümkündür. Ulus-yapıcıların bu yönde atacakları adımın kendisini özgürlüğe götüreceğinin bilincinde.

Küresel güçler, önceki deneyimlerinde benzeri durumlardan çıkışın yolunu, adına “zorlayıcı diplomasi” dedikleri bir yöntemle bulmuşlar. “Zorlayıcı diplomasi”nin hedefi olan ve küresel anlamda tanınan en önemli sima, Güney Afrika’nın eski devlet başkanı Nelson MANDELA.

Irkçı beyazların otomatik silahlarla, siyahların ise palalarla sürdürdükleri mücadeleden sonra dünya siyahların haklılığını kabul etmek zorunda kaldı. Küresel güçlerin etkisiyle; tıpkı PKK’nın örgütsel yapısındaki değişimlerin gerçekleştirilmesi sırasında kendisinden önceki örneklerin taklit edilmesi gibi Öcalan’ın gelecekteki konumu da önceki örneklere uygun bir biçimde gerçekleştirilmeye çalışılıyor. Ulaşılmak istenen hedef, Öcalan’ın terörist kimliğinin unutturulması ve MANDELA örneğinde olduğu gibi, Türkiye’nin onun bir halk kahramanı olduğuna inandırılması.  Bunun başlıca yolu ise, terörist başının medyatikleştirilmesinden geçiyor. Ama daha önce halkın ürkütülmemesi, ilk anda kabul etmesine olanak bulunmayan siyasi çıkışlara alıştırılması gerekiyor.

 

Her türlü değerlendirmenin üstünde bir gerçek vardır ki G.Afrikalı bu lider, derilerinin renkleri ve kökenleri bakımından tam bir mozaik olan ülkesinin halkının tümünü sarıp-sarmaladı.

Cezaevinde uzlaşma, affetme olgunluğuna erişen bir MANDELA’ya karşılık, kendisinin yerine bir başkasının konulması fikrine tahammül edemeyen bir ÖCALAN… İmralı’daki hücresinin küçüklüğünü, öldürülme komplolarını ve ben ölürsem kan dökülür tehditlerini dışarıdaki PKK’lılara ulaştıran Öcalan’ın, Mandela’dan ne kadar uzak olduğu daha başka türlü anlatılamaz.

Uluslararasılaşması da dahil olmak üzere, bugünkü kazanımlarına, halk desteği yerine, arkasına aldığı yerli-yabancı rüzgarın etkisiyle ulaşmış olan Öcalan’ın, MANDELA’laştırılmasından hiç vazgeçilmeyeceği gözleniyor.

Terörist başının serbest kalması için bu operasyona dört elle sarılan PKK’lılar, bu yolda Mandela’nın avukatı Essa MOOSA’nın önerilerine bile başvurmuşlar.. Anılan avukat, PKK’ya akıl vererek, ne yapmaları gerektiğini şöyle sıralamış;

  1. Diğer ülkelerle ilişki kurarak onları sürekli olarak bilgilendirin, böylece uluslararası baskı kurun,
  2. Çıkarılacak “alternatif medya ” ile Apo’nun terörist olmadığını anlatın,
  3. Dil ve kültürü yaşayamamak üzerinden örgütlenmek çok önemlidir. Bu bir azınlık ve eşitlik mücadelesidir.

Anlaşılan o ki, uzun süredir bu tavsiyeler uygulanıyor.

remzidilan-48@hotmail.com

Remzi Dilan