Ana Sayfa Arama Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

UÇURUMDAN ÖNCEKİ SON VİRAJ!

Bu haberin fotoğrafı yok

Değerli dostlar, biraz önce Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın, Türkiye ve bölgemizdeki diğer ülkelerin karşı karşıya olduğu tehditlere ilişkin değerlendirmelerde bulunduğu toplantısını dikkatle takip ettim.

Yapılacak tüm haberlerde muhtemelen, “ABD ve İsrail’in, İran’a olası müdahalesi ve Türkiye’nin böyle bir müdahaleye karşı olduğu” vurgusu ön plana çıkacaktır.

Bu kesinlikle Türkiye açısından yakın/orta vadede önemli bir sorun.

Ancak bizim; tüm dünya oraya bakıyor diye bakışlarımızı İran üzerine kaydırmaktan kaçınmamız gerek.

Dikkatimizi burnumuzun dibindeki, bizim için milli güvenlik tehdidi olan SDG/YPG’nin üzerinde yoğunlaştırmalıyız.

Çünkü konuyu takip eden herkesin gayet net gördüğü üzere, SDG/YPG’nin tamamen tasfiyesi için çok kritik bir sürece girdik.

Geçtiğimiz hafta Paris’te ABD’nin arabuluculuğunda bir araya gelen Suriye ve İsrail, masadan mutabakatla kalktı.

Suriye Ordusu da Paris buluşmasından aldığı güçle, Fransa’da bulunan heyetin Şam’a dönüşünü bile beklemeden, Halep çevresindeki YPG mevzilerine yönelik sınırlı bir harekat başlattı.

Harekat son derece başarılı oldu.

İsrail, bu saldırıyı durdurmak için parmağını bile oynatmadı.

Hemen arkasından Suriye Ordusu’ndan bu kez, Fırat’ın Batısı’nda bulunan tüm YPG militanlarının, Fırat’ın Doğusu’na geçmeleri, geçmeyen unsurların hedef alınacağı duyurusu geldi.

Hakan Fidan’a yaşanan bu gelişmeler sorulduğunda özetle şu ifadeleri kullandı:

“Olumlu bir aşamaya geliyoruz ama riskler ortada, İsrail’in niyeti de ortada… Dört ülkede iddiası olan, örgütlenmesi olan ve eylemi olan bir örgütün Suriye’deki uzantısının adının SDG/YPG olması çok büyük bir gerçeklik. SDG adına kim görüşmeye giderse gitsin Kandil’den onay almadan bunun hayata geçmeyeceğinin herkes bilincinde. İşler zora da girse, temennimiz bir an önce 10 Mart Mutabakatı’nın uygulanarak ülkede istikrarın tamamlanması”

Fidan dün de ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Trump’ın Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile bir araya geldi.

Görüşmenin içeriğine ilişkin Dışişleri Bakanlığı’ndan bir açıklama yapılmadı ancak Barrack, sosyal medya hesabından, “Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye ile olan güçlü ortaklığımıza değer veriyor; bölgesel istikrarı ilerletmek ve Suriye’deki süregelen çabalarımız da dahil olmak üzere ortak zorlukları ele almak için birlikte çalışmaya kararlılığını sürdürüyor” açıklamasını yaptı.

Yani demem o ki dostlar; Suriye’de uzun süredir devam eden kaos, sahadaki dengelerin yeniden şekillendiği bir evreye girmiş durumda.

Şam yönetimi, yıllar sonra ilk kez ülkenin genelinde kontrolü yeniden tesis etme iradesini ortaya koyuyor.

Bu tablo, sadece Suriye’nin iç dengeleri açısından değil; Türkiye başta olmak üzere bölge ülkeleri açısından da yeni bir dönemin işaret fişeği niteliğinde.

Ancak bu yeni denklemi doğru okuyamayan ya da bilerek yanlış okumayı tercih eden aktörler var.

Bunların başında, kendisini “Suriye Demokratik Güçleri” adı altında pazarlayan, gerçekte ise omurgasını YPG’nin oluşturduğu terörist yapı geliyor.

Bugün gelinen noktada artık açıkça görülüyor ki SDG, İsrail’in bölgesel hesaplarının ve yanlış yönlendirmelerinin bir aparatı haline gelmiş durumda.

İsrail’in, Suriye’yi daha fazla parçalı ve kontrol edilemez bir alana dönüştürme arzusunun bedelini, sahada SDG kadroları ödüyor.

Asıl vahim olansa, bu bedel yalnızca örgüt mensuplarına değil; Suriye halkına ve komşu ülkelere de ödetiliyor.

SDG yönetimi, kendisine fısıldanan “korunuyorsunuz”, “destekleniyorsunuz”, “oyunun içindesiniz” masallarına inanarak, hem kendi kadrolarını hem de bölgeyi ateşe atmaktan çekinmiyor.

Oysa tarih defalarca gösterdi ki; büyük güçlerin vekâlet savaşlarında taşeronluk yapanlar, günü geldiğinde her daim gözden ilk çıkarılanlar olur.

Bu noktada özellikle YPG bünyesinde faaliyet gösteren militanlara açık bir uyarı yapmak gerekiyor.

Suriye’nin toprak bütünlüğü yönünde yeniden şekillenen ve artık İsrail’in de, kendisinin kontrol ettiği küçük bir alan dışında fazla müdahil olmadığı bu süreçte, silahlı terör yapılanmalarının manevra alanı her geçen gün daralıyor.

Ne İsrail’in ne de başka bir dış aktörün, sahada sıkışan bu unsurları sonsuza kadar koruyacak iradesi ve imkanı var.

Türkiye bu tabloyu uzaktan izleyen bir ülke değil.

Aksine, Suriye’deki her gelişme doğrudan Türkiye’nin milli güvenliğiyle ilgili.

Bu nedenle Ankara, yıllardır sahada ve masada net bir duruş sergiliyor.

Türk Silahlı Kuvvetleri, ülkeyi tehdit eden terör yapılanmalarına karşı bugüne kadar Suriye’de üç büyük harekât gerçekleştirdi: Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı.

Bu operasyonlar, Türkiye’nin “bekle-gör” değil, “tehdit kaynağında bertaraf edilir” anlayışının sahadaki karşılığıdır.

Ve bu irade hala diri ve geçerlidir.

Türkiye, sınır güvenliğini ve vatandaşlarının can emniyetini tehdit eden hiçbir yapıya göz yummayacağını defalarca ilan etti.

Gerekmesi hâlinde, YPG’yi tamamen saf dışı bırakacak dördüncü bir harekattan da çekinmeyeceğini herkesin bilmesi gerekir.

Bu bir tehdit değil; devlet aklının doğal sonucudur.

Bugün hâlâ bazı YPG unsurlarının, “uluslararası destek” yanılsamasıyla hareket etmesi, onları geri dönülmez bir sona sürüklüyor.

Oysa geç kalınmış da olsa doğru bir tercih hala mümkün.

O tercih ise; silahları bırakmak, terörle arasına mesafe koymak ve Suriye’nin meşru siyasi sürecine entegre olmak.

Aksi halde, hem sahadaki gerçeklik hem de bölgesel kararlılık, bu yapıların üzerinden, çok da uzak olmayan bir gelecekte silindir gibi geçecektir.

Suriye’de kartlar yeniden dağıtılırken, kimlerin oyunda kalacağını artık masa başındaki fısıltılar değil, sahadaki gerçekler belirleyecek.

Türkiye de bu gerçeklerin en güçlü aktörlerinden biri olmaya devam edecek.

 

Faruk DEMİREL

frkdmrl.fd@gmail.com

 

Faruk DEMİREL