Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’nin en eski siyasi partisi..
9 Eylül 1923’te Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde kuruldu.
Aradan tam 103 yıl geçti.
Bu 103 yıllık yolculukta CHP, 39 olağan, 20’nin üzerinde olağanüstü kurultay gerçekleştirdi… Başka bir ifadeyle CHP, yüz üç yıllık tarihinde 60’tan fazla büyük kurultay yaşadı. Yaklaşık her 1,7 yılda bir kurultay anlamına da geliyor…
(Ben ve pek çok gazetecinin CHP’ye Kurultayların partisi deme gerekçemiz bu…)
İstatistikler insanın aklına şu soruyu da getiriyor: Bir parti neden ortalama her iki yılda bir yeniden kendisini konuşmak zorunda kalır?
***
Bugün bu soruyu yeniden sorduran gelişmelerin merkezinde, mutlak butlan davasıyla başlayan siyasi gerilim, ardından Özgür Özel’in partiden ayrılması ve beraberindeki 91 milletvekiliyle yeni bir siyasi hareket başlatması bulunuyor.
Partideki büyük kopuşun ardından Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun şu cümlesi ilginçti:
CHP’deki arınma büyük oranda gerçekleşti..
Tam da bu noktada durup düşünmek gerekiyor.
Bir siyasi parti neden sürekli arınma ihtiyacı hissediyor?
Arınan gerçekten insanlar mı, yoksa aynı tartışmaları tekrar tekrar üreten siyasal kültür mü?
Aslında bu hikâye yeni değil.
CHP’nin tarihi, biraz da ayrılıkların tarihi…
1924’te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası…
1967’de Güven Partisi…
1985’te Demokratik Sol Parti (DSP)…
2021’de Memleket Partisi…
ve son olarak 2026’da, 91 milletvekilinin ayrılmasıyla yaşanan en büyük kopuş…
İsimler değişti.
Liderler değişti.
ama gerekçeler şaşırtıcı biçimde aşağı yukarı aynı kaldı…
“değişim…”
“yenilenme…”
“partiyi kurtarma…”
“özüne dönüş…”
Özgür Özel’in daha partiden ayrılmadan sarf ettiği , “Çok yakında ya partimizi geri alacak bir yolu bulacağız ya da sizi hiç üzmeden yeni bir yol açacağız” sözleri de ilginçti…Aslında bu söylem CHP tarihinin farklı dönemlerinde farklı aktörler tarafından dile getirilen aynı vaadin yeni versiyonu gibi durmuyor mu sizce de?
****
Daha da ilginç olanı liderlerin hikâyelerindeki simetri.
Deniz Baykal’ın ardından Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığa gelişi kamuoyunda uzun süre tartışıldı.
Yıllar sonra bu kez Kemal Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel arasındaki kurultay da benzer tartışmaların odağı oldu.
Bu süreçlerde çeşitli iddialar ortaya atıldı, farklı değerlendirmeler yapıldı. Hukuken kesinleşmiş süreçler bir yana bağımsız olarak, bu tartışmaların parti içinde meşruiyet algısını zedelediği herhalde inkâr edilemez.
Bana göre ironi tam da burada başlıyor.
Dün değişimin sembolü olanlar…
Bugün değişmesi gereken kişiler olarak görülüyor.
Dün “eski yönetim” eleştiriliyordu.
Bugün aynı eleştiriler yeni yönetime yöneltiliyor.
Dün “kurtarıcı” denilenler…
Bugün “sorunun parçası” olmakla suçlanıyor.
Belki de CHP’nin en dikkat çekici geleneği, kurultay yapmak değil; her kurultayın bir sonrakinin gerekçesini üretmesidir.
Olağan kurultay yapılıyor…
Ardından olağanüstü kurultay çağrıları geliyor.
Kurultay bitiyor…
İmzalar toplanıyor.
Lider değişiyor…
İtirazlar başlıyor.
Mahkemeler devreye giriyor.
Yeni bir “değişim” hareketi doğuyor.
Sonra yeniden kurultay…
Sonra yeniden “arınma”…
Ve ardından yeni bir ayrılık…
Biliyorsunuzdur biyolojide bir bölünme çeşiti var
Bir hücre bölünür, iki yeni hücre oluşur. CHP’de her büyük krizden sonra yeni bir siyasi yapı doğuyor. Bu nedenle CHP tarihindeki ayrılıklar için en uygun benzetme mitoz olsa gerek…
*****
İnsan ister istemez şu soruyu soruyor:
Chp’de ortalama her 1,7 yılda bir yeniden liderlik tartışması…
sürekli değişim…sürekli arınma…
Bütün bunlar, güçlü bir iç demokrasi kültürünün göstergesi mi? Yoksa çözülemeyen yapısal sorunların sürekli ertelenmesi mi?
Belki de CHP’nin en büyük rakibi hiçbir zaman karşısındaki siyasi partiler olmadı.
Belki de en büyük rakibi, her krizde yeniden ürettiği kendi iç siyasal döngüsüydü.
Bugün Kılıçdaroğlu “arınma” diyor.
Dün Özgür Özel “değişim” diyordu.
Ondan önce Kılıçdaroğlu “Yeni CHP” diyordu.
Liderler değişiyor ama döngü değişmiyor.
Belki de CHP’nin artık yeni bir genel başkana değil, yeni bir kurultaya da değil; aynı sonuçları üretmeye devam eden siyasal reflekslerini sorgulamaya ihtiyacı var.
Çünkü Einstein’a atfedilen bir sözde de geçtiği gibi; “aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp farklı sonuç beklemek akılcı değildir.”
